SELVİGÜL KANDOĞMUŞ ŞAHİN İLE SANAT YOLCULUĞUNA DAİR SÖYLEŞİMİZ

 

Yasemin Kapusuz: Kalemi, kelamı, resimleri ile şahsiyetini de sevdiğimiz ve çok yönlü bir sanatçı ile tanışmak bizim için büyük bahtiyarlık. Yazmaya yüreklendirme ve gençleri her daim sanata teşvik konusunda desteğinizi esirgemiyorsunuz. Yazarlığın daha çok istidat ile gerçekleştiğini düşünüyor, ustalıklı yazı yazmak için uzun yıllar gerektiğinden bahsediyorsunuz. Yazarlık atölyelerinde görevler alıyor, gençleri destekliyorsunuz. Şiirsel bir dille ve hayatın içinden yazıyorsunuz... Gördüğümüz o ki; duygularınızı rahatlıkla renklere ve kelimelere aktarabiliyorsunuz. Nice zorluklarla yetim büyümüş biri olarak, hayatınızı da dinledikçe ve okudukça açıkçası benim en çok merak ettiğim, dört güzel evlada da sahip bir kadının, bunca çalışmaya, işe, okumaya, yazmaya, eşine, dostuna nasıl yetişebildiği. Özellikle “Arınma Zamanlarına” kitabını okurken de bu içsel zenginliği nasıl yakalayabildiğinizi düşündüm. Sanki ab -ı hayatı bulmuş gibi. Kaynağınız nedir?

 

Öncelikle şahsıma dair güzel düşünceleriniz için çok teşekkür ediyorum. Doğrusu mahcup oldum. Tüm çabamıza rağmen eksik ve kusurluyuz aslında ve Aliya İzzet Begoviç gibi dua etmekteyiz: “Rabbim bizi her türlü mükemmellikten koru” diyerek. Çünkü bizler emaneti teslim etmeye ve sanatla bir bakıma eksikliklerimizi gidermeye çalışıyoruz. Hep daha mükemmele, ötelere, güzelliklere râm olan gönüllerimizi, sanatın aşkın soluğuyla teselli etme derdindeyiz aslında…

 

Yazmak da yaşamaya, var olmaya, kul olmaya dairdir diye düşünmekteyim. Bütün bunlara nasıl zaman ayırıyorum, aslında Rabbim herkese gücünün yeteceğini yüklemiştir. Önemli olan bizlerin bunun şuurunda olarak işe koyulmamız, sorumluluklarımızı bilmemiz. Ailemin büyük katkısı oluyor, özellikle eşimin desteği büyük. Hayatın içindeyiz, eş, dost, akrabalarla devamlı iletişim halindeyiz. Böylelikle hayatın içinden de yazmış oluyoruz. İçinde bulunduğumuz toplumdan, ailemizden, çevremizden kendimizi soyutlayarak inşa ettiğimiz sanatın samimi ve sahici olmayacağını düşünüyorum. İçsel zenginlik, yoğunlaşarak yazmaya, hissederek kalemi elime almaya çalışıyorum. Çok disiplinli ve çok okuyan birisi değilim aslında. Devamlı okuduğum Kuran’ı Kerim mealiyle birlikte, Efendimizin, sahabenin hayatı ve beslendiğim en başta Üstat Sezai Karakoç gibi pek çok kıymetli yazar, şair var. Ama yüreğime ilham olan kitapları ki onları da seçerim döne döne okurum. Yazdırana, yüreklere nakşedene, yazıyla hemhal edene şükrolsun, hamdolsun diyelim.

 

Süheyla Karaca Hanönü: Kıymetli Selvigül Şahin, sizi yakından tanıma fırsatı bulmuş biri olarak sanatın ruhunuza, evinize, çevrenize sirayet ettiğini söyleyebilirim. Ocak 2001’de Gülendamın Renkleri ile başlayan yazma serüveniniz üretkenliğinizle devam etmiş. Hatta kelimeler değil boyalar da süslemiş dünyanızı. Kalemle fırça arasında hem yazarlığı hem ressamlığı at başı ilerlettiğinizi görüyoruz. Yakın zamanda Türkiye Yazarlar Birliği tarafından Arınma Zamanlarına kitabınıza yılın deneme kitabı ödülü layık görüldü. Ödül üzerine şöyle bir açıklamanız oldu: “Hikâyemin yetmediği zamanlarda yöneldiğim denemelerime gelen bu ödülü temsili görüyorum.” Sizce bir sanatçı için en güzel, en anlamlı ödül nedir?

 

Ben niçin yazmam gerektiğini, neden yazıyla iştigal ettiğimi anladığım zaman aslında bir bakıma inanmanın da şuurlu duraklarında soluklandığım zamanlardı. Öncesinde yazmak benim için yeteneğimi keşfetmek, öğretmenlerimin teşviki ile kendimi yazı ile ispatlarken bir şeyler yapmaya çalışmak iken, üniversitenin ilk yıllarında da kendimi gerçekleştirmeye basamaktı benim için okumak ve yazmak. Yazmak yaşadığım sürece amel defterime anlamlı notlar olarak düşen bir eylem olsun diye hep dua ettim. Öyle ki yazdığım kitaplar şahitlidir diye düşündüm her daim. Yazdığım her satır her harf şahitlidir diye düşündüm ve böyle inandım. Çünkü şahitli bir kalemle, yemin edilmiş bir kalemle yazıyordum. Kalemimin kıblesi şaşmamalıydı. Bu nedenle de her daim yazmak benim için kulluğuma katkı diye hep söylerim. Ve karşılığını da Rabbimden beklerim. “Marifet iltifata tabidir” derler. Ödül almak güzel elbette. Değer verenler, ödüle layık görenler sağolsunlar. Temsili diyorum, çünkü yazmak meşakkatli ve özel çabalarla, büyük gayretlerle gerçekleşiyor. Ve pek çok yazar var. Bunların arasından seçim yapmak seçenler için de zordur mutlaka. Yazıya, has edebiyata gönül veren ve kalıcı olana talip olarak, popülariteden uzak geleceği inşa eden edebiyata katkı sunan has yazarların hepsi ödüle layık diye düşünmekteyim…

 

Serap Kadıoğlu: Sanatın ve edebiyatın birkaç dalıyla ilgileniyorsunuz. Hem resim yapıyor hem yazı yazıyorsunuz. Farklı türlerde ilgilenmek sizin odağınızı dağıtmıyor mu? Yoksa aksine sanatınızı besliyor mu?

 

Ben kişilik olarak pek çok dalda çalışmalar yapmayı seviyorum. Bir hanım yazarın söyleşisinde “asla yemek yapmam” cümlesi beni şaşırtmıştı. “Kim ne derse desin, sofra kadının iktidar alanıdır. Siz, siz olun, sofranıza sahip çıkın” diyen Alev Alatlı’nın da yemek kitabı çıkınca teselli olmuştum. Ben üretmeyi severim, yemeğimi mutlaka kendim yaparım, dikiş dikerim, örgü örerim bunlar beni mutlu eder. Bu benim sanatçılığıma da yansıdı. Aslında türler de birbirini besliyor, deneme hikâyeyi, şiir romanı, söyleşi, gezi yazılarını. Böylelikle her kulvarda ürettiğiniz eserler oluyor ve bereketleniyor. Önemli olan yaptığınızı nitelikli ve kabul görür halde, nitelikli, ince süzgeçlerden geçirerek, edebi kamuya sunmak. Son yıllarda yoğunlaştığım resim çalışmalarım da yazı hayatımı besledi diyebilirim. Tabi tam tersi de geçerli, resimle tabiata, doğaya, şehre, insanlara başka bir duyarlılıkla bakıyorsunuz ve bu sizin yazın hayatınıza da yansıyor, orayı da besliyor, oraya da farklı zenginlik ve renkler katıyor.

 

Şule Köklü: Sanat bir bütün müdür? Edebiyatın içinde resmi nasıl görüyorsunuz?

 

Sanat bir bütündür aslında. Bizler sanatın müstakil alanlarına yoğunlaşsak da kadim kültürümüzde sanatı icra eden sanatçıların her anlamda kendilerini donattıklarını, yetiştirdiklerini görürüz. Bir yazar, hadi diyelim roman yazarı hayatın tüm veçhelerine duyarlılıkla bakabilmeli, tanımalı, bilmeli. Çünkü eser bir bakıma, kurgulansa da sanatın estetik özüyle, toplumsal gerçekliğini de yansıtır. Örneğin Huzur romanında musiki, mimari, şiirin ve resmin romanı beslediğini görürüz. Ahmet Hamdi Tanpınar, eserlerinde, resim sanatıyla sahici, derinlikli bir etkileşim kurarak bu zenginliği romanlarına yansıtabilmiş ender yazarlardandır. Tanzimat sonrası Türk Edebiyatı’nda resim neredeyse musiki kadar yer tutar… Edebiyatın içinde resim esere büyük bir zenginlik katmıştır diye düşünüyorum. Edebiyat, canlı tabiat tablosundan ve ressamların yaptıkları taklidi tablolardan her daim beslenmiştir. Bu mevzulara uzun uzun cevap vermeyi çok isterim ancak yerim dar…

 

Yıldız Ramazanoğlu: Resim sanatı ile yazmak arasında nasıl bir ilişki var? Desenler ve renkler arasında çalışırken serbest çağrışımlara, yazı ve hikâyelerdeki biçime dair bir yol açılıyor mu? Etkileşim varsa bu süreçten biraz bahsedebilir misiniz?

 

Sevgili Yıldız Ablacığım, resim sanatı ile aslında tüm sanat dalları ile büyük ilişki ve etkileşim olduğunu düşünüyorum. Hocam Cemal Toy, resimlerimdeki renkleri, renklerdeki hassas dokunuşları, hikâyemdeki ayrıntılara, derinlikli ve duygusal yoğunluğa benzediğine dair bir görüş bildirmişti. Resim konusunda kendimi amatör görüyorum hala öğrenciyim ve hiçbir iddiam yok. Çok seviyorum resim yapmayı. Ama tahkiyeye, kurguladığımız, icra ettiğimiz hikâyeye, romana, şiire, resmin ve ressam bakışının büyük bir zenginlik kattığını düşünüyorum. Ben artık ressam gözüyle de şehre, insanlara, bir çiçeğe bakıyorum, günbatımlarındaki renkleri taşıyorum tablolara ve bu benim yazılarıma da yansıyor diyebilirim...

 

Sıddıka Zeynep Bozkuş: “Yazar bakışı başkadır, ressam bakışı başkadır” diyorsunuz. Yazar ve ressam bakışı arasındaki uyumu ya da çatışmayı mümkünse bir örnekle açıklar mısınız? Yazar Selvigül Şahin’in görüp, Ressam Selvigül Şahin’in görmediği yahut her iki yetinin bakışları ile tek bir sanata aktarıldığı anlardan söz edebilir miyiz?

 

Sanat türleri ortak duyarlılıkları taşır mutlaka. Birbirlerini beslediklerini söyleyebiliriz tabii. Zaten bir yazar, ressam, musikişinas sanatın diğer dalları ile de ilgilenmeli mutlaka. Resim sanatı kesafeti, yoğunluğu olan, boya ile yapılan ve zanaatı da içinde barındıran bir sanat. Yazı ise duyguları ifade eder şiir, roman, deneme ile duygu ya da malumat içerir. Kesafeti yoktur, heykel ve resim sanatı gibi. Ressamlık bir yazara keskin gözlem gücü kazandırıyor. Renklere, eşyaya karşı uyanıklık, rikkatli bakış, derinlikli duyuş kazandırıyor. İki sanat çatışmıyor tabii. Önceden de söylediğim gibi besliyor, zenginleştiriyor birbirini sanat dalları. İki sanatla anlattığım İstanbul vardır. Örneğin; hikâyelerimde yazdığım ve renk renk gecesini, kadim mimarisini tuvale aktardığım, yakamozlarının ışıltısını söze ve renge yüklediğim güzel şehir İstanbul’u hem resmediyor hem de hikâyelerimde anlatıyorum.

 

Hacer Yeğin: Sanatın farklı disiplinlerinde eser verdiğiniz herkesçe malum. Eser/ müesser ilişkisini göz önüne alırsak sizin kâinattaki şahitliğinizde disiplinler arası çalışıyor olmak üretiminizi nasıl etkiliyor? Müspet yahut menfi yönleri neler?

 

“İnsan, iyi yaşayabilmek için yapmaya ve yapmamaya mecbur olduğu şeyi bilmelidir. Bunu bilmek için iman ve inanç gereklidir.” (İman Vicdan ve Dua, s. 15) diyor Tolstoy. Ben de neyi niçin yapmamam gerektiğini anladığım zamanlarda, imanın beni bir aşk gibi sarıp kuşattığı o mucizevi dönemlerde artık yazıyla da muhataptım. İşte o zaman ben; “ne için yazıyorum?” veya “ne için yaşıyorum?” sorusunu sormam gereken bir sorumluluk bilincini de kuşanma zamanlarının ilk demlerindeydim belki de… Adeta yazıyla bir şahitlik durağındaydım bunu derinden yaşıyordum. Sonra uzun yıllar süren bu sürece, resim eklendi. Resim konusunda çok iddialı değilim, zorlu bir alan. Severek yapıyorum ve bereketleniyor. Tıpkı yüreğimden akan yazılar gibi. Profesyonel bir yazar olamadım hiçbir zaman ama yazdıklarımda samimi olmaya çalıştım, yürekten hissederek yazmaya çalıştım. Bu toprağın insanını, coğrafyanın acılarını çoğu zaman gözyaşları ile yazdım. Daha önce de dediğim gibi resimle uğraşmam yazın dünyamı da zenginleştirdi. Hayret makamında yazarken, Yüce Sanatkârın muhteşem tablolarını bu sefer hayret makamında seyrederek, oradan aldığımız ilhamla, soyutlayarak tuvale aktarmaya çalıştık. Hayret makamında inşa ettiğim eserlerle dua niyetine icra ettik her bir eseri. Neticede müspet bir durum oluştu diyebilirim…

 

Bilge Doğan: “Kimi başında taçla doğar, kimi elinde kılıçla. Ben kalemle doğmuşum. İnsanlar kıyıcıydılar, kitaplara kaçtım. Kelimelerle munisleştirmek istedim, düşman bir dünyayı.” Üstat Cemil Meriç böyle diyor. Sizin için yazma eyleminin çıkış noktası ne olmuştu?

 

Kalemi elime aldığımda, “Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım” diyen Sait Faik’in anlamlı ifadelerinden daha öte, daha aşkın bir boyutta kalemle muhataplığım söz konusu idi. Bunu anlayabilmem için belki de yılların geçmesi gerekiyordu. Varoluşsal bir duyarlılıkla, metafizik sarsılmalarla yaklaştığım yazı eylemi artık benim için sorumluluk bilinciyle bu yola revan olmam gerektiğini de duyumsatıyordu. Kaleme yemin eden ayet, bir Yaratıcı’nın şahitliğinde yazdığımı duyumsatırken, aslında neyi niçin yazmam gerektiğinin de ipuçlarını veriyordu bana. “İnsan ne için yazar?” sorusunun cevabını aramaya başladığımda aslında yazı yolculuğumun acemi dönemleriydi diyebilirim. Yazmak bir bakıma kendine yürümek, kendi derunundaki sancıları dindirmenin de bir devası gibi gelir. Ama bazen yazdığınız bir hikâye, bir öykü veya romanla da yaşamın damarlarından süzülüp gelmiş nice yaşanmışlığı da devşirirken bir taraftan da yaraları deşer, ifşa makamında sorgulamalarla nice sancılı zamanlara da yolculuklar yaparsınız. Yazdıklarınız çoğu zaman şifa duraklarında, onarmak için, hayatın zorlu zamanlarına âdeta gizemli, estetik birer mektuplara da dönüşebilir. Zarf ve mazruf vardır artık. Yazı yüreğinizden sadır olan tüm arayışlara ve sancılara mazruf olmuştur. Artık zarfa değil de mazrufa bakma zamanı gelmiştir…

 

“İnsanın imanı ve inancı ne kadar kuvvetli olursa onun hayatı da o kadar sağlam olur” diyor Tolstoy, (İman Vicdan ve Dua, s. 25) âdeta manifesto gibi. Yazma yolculuğu da böyledir. Sağlam bir dünya görüşü ve kıbleye dönmüş bir kalemle yürüdüğünüz yazı yolculuğunuz sizi hakikate, hikmetli zamanların huzuruna ve yazının onaran şifa duraklarına taşıyacaktır. Yazma eyleminin biricik çıkış noktası da bu yolculuğa revan olmaktır.

 

Nilüfer Zontul Aktaş: Toplumda dava ruhunu sanatla özdeşleştiren insanların varlığı, çektikleri sıkıntılarla ilgili neler söyleyebilirsiniz?

 

Söyleşinin sonuna geldim, güzel dostum, kısa tutmaya çalıştım ama sorular çok güzeldi ve ne yazık ki kısa anlatılacak gibi de değildi derinlikli cevaplara aday sorulardı. Sizin sorunuzu okuyunca hemen aklıma Mehmet Akif Ersoy geldi. Sonra Necip Fazıl geldi. Daha sora Şule Yüksel Şenler ablamız geldi. Aliya İzzet Begoviç, Nuri Pakdil, Akif Emre ve tabii Üstat Sezai Karakoç geldi… Çok isim var tabi. İlk aklıma gelen isimler bunlar. Sadece bu isimlerin yazdıklarına ve yaşadıklarına, bu coğrafyadaki mücadelelerine bakmamız yeter sanırım. Rahmet dileyeceğimiz, bize öncü, önder olan bu güzel insanların yaşadıkları ve yazdıkları sürece, sanatı davalarına satmadıklarını, edebiyatı, şiiri, yazıyı kulluklarına saliha bir amel gibi işlediklerini görürüz… Yaşadıkları, yazdıkları sürece ne bedeller ödediklerini, açıkça çektikleri sürgünlerden, yıllarca yattıkları hapis yıllarından anlaşılıyor. Onlar bizim için müstesna örnekler. Rabbim tüm güzel insanların izinden yürümeyi bizlere nasip eylesin.

 

Yasemin Kapusuz: Selvigül Hanım, tekrar tekrar bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ediyoruz. “Beşiği sallayan el, dünyaya hükmeder.” Güzel bir örnek olarak karşımızdasınız. Yeni kitaplarınızla da buluşmayı diliyoruz. Aynı zamanda yine tekrar 2021 yılı Türkiye Yazarlar Birliği deneme ödülünü alan “Arınma Zamanlarına” eserinizle sizi tebrik ediyor, takdir ediyoruz. “Dostlar” ve “yolcu” diye seslendiğiniz ve yürekleri esenliğe, arınmış zamanlara taşıyan, sohbet tadında akıcı üslubuyla okuru kuşatan kitabınızın devamını bekliyoruz... Yolunuz hep açık olsun, beraber daha nice güzel yollar yürüyelim. Ve’sselam.

 

Selvigül K. Şahin: Böylesine güzel bir söyleşi ve her biri birbirinden değerli güzel dostlarımızın hazırladıkları her bir güzide soru için ben şükranlarımı sunuyorum. Berdücesi’ nin yolu bahtı açık olsun efendim sevgiyle duayla…

 

 

BERDÜCESİ - Sayı: 2